Periodontoloji – Diş Eti Hastalıkları ve Tedavisi

Dişeti Hastalıkları Tedavisi Ve Pembe Estetik


Son zamanlarda gerek sosyal medya ortamı gerekse televizyonlarda yayınlanan programlarla beraber, hastalarımızın çoğu ‘pembe estetik’ hakkında bilgi sahibi olmakta ve daha fazla şey öğrenmek istemekteler.

Pembe estetik dediğimizde ilk aklımıza gelen, kişinin gülünce sağlıklı görünen, ağız ve yüz yapısıyla doğru bir şekilde orantılanmış dişetleridir. Pembe estetik ve beyaz estetik her zaman birbiriyle bütün olarak ele alınır. Yani bembeyaz dişler sağlıksız dişetleriyle birleştiğinde estetik bir görüntü olmayacağı gibi, biçimsiz, orantısız ya da kişinin ağız ve yüz yapısıyla eşleşmeyen dişler de pembe estetik sağlansa dahi genel gülüş estetiğini bozacaktır. Bunun için her birey kendine özgü ve tüm detaylarıyla değerlendirilmelidir.

Gelişen teknoloji ile beraber ‘gülüş tasarımı’ adını verdiğimiz pembe ve beyaz estetik bütünlüğü daha geniş çerçevede ve daha detaylı bir şekilde analiz edilmekte, kullanılan malzeme kalitesi ile orantılı olarak estetik olgular yüzde yüz hasta memnuniyeti ile tedavi edilmektedir.

Pembe estetiğin sağlanması için birçok tedavi yöntemi mevcuttur ama öncelikle dişeti hastalığının ana sebebi tespit edilmelidir. Kimi zaman belki de on dakika sürecek bir işlem ile pembe estetik sağlanabilir, önemli olan hekimin DOĞRU tedaviye karar vermesidir.

Diş Plakları ve Tedavisi

Günümüzde hala farklı yaklaşımlar olsa da tüm diş eti hastalıklarının ana başlangıç noktası mikrobiyal dental plaktır. Yemek yedikten yaklaşık 20 dakika sonra oluşan 'pelikıl' adını verdiğimiz bakteri içermeyen organik film tabakası, ağız hijyeninin yeterli miktarda sağlanmaması ile beraber kısa süre içinde ağız ortamında bulunan bakteriler ile beraber mikrobiyal dental plağa dönüşür.

Mikrobiyal dental plak yapışkan bir yapıda olmakla beraber, ağız içinde bulunan bakteriler arası intermikrobiyal matriks katılımı ile daha da komplike bir yapıya dönüşür. Öncelikle dişeti sınırı üzeride bulunan plak dişeti oluğu sıvısı, ağız içinde bulunan atık epitel hücreleri ve diğer bakteriler ile diş eti sınırının altına doğru ilerlemeye başlar.

Pelikıl oluşumun sonrası fırçalanmayan dişlerde 3. gün sonrasında ‘kronik marjinal gingivitis’ adını verdiğimiz başlangıç dişeti hastalığı oluşmaya başlar. İlk evrede basit bir polisajla ve ağız hijyeni eğitimi ile dental plak kontrolü sağlanır ve gingivitis tedavi edilmiş olunur.

Diştaşı Oluşumu ve Tedavisi

Diştaşları ve dişlerde bulunan inatçı lekeler, dental plağın kontrol edilemediği 3. gün sonrasında oluşmaya başlar ve çoğu kişi tarafından önemsiz bir oluşum olarak düşünülse de, aslında diş kayıplarının en önemli nedenidir. Ağız florasında bulunan binlerce bakteri, ağız hijyeninin sağlanmaması ile beraber, tükrükte bulunan kalsiyum, klor, flor gibi minerallerin yardımıyla mikrobiyal plağın üzerine yapışır ve diş taşı oluşumunu başlatır.

İlk etapta dişeti seviyesinin üzerinde bulunan supragingival diştaşları, bir süre sonra dişetinin altına ilerleyerek subgingival diştaşlarını oluşturmaya başlar. Gün içinde tüketilen gıdalar ve ve çay, kahve benzeri içecekler inatçı lekelerin oluşumunu destekler.

Erken dönem ultrasonik ve proflaktik diştaşı tedavisinde, ağız hijyeninin sağlanması ile beraber diştaşları ve leke oluşumları kontrol altında alınmış olur.

Diş Eti Büyümeleri ve Tedavisi

Dişeti büyümeleri ödematöz ve fibroz olmak üzere iki grupta incelenir. Ödematöz dişeti büyümeleri, kırmızı renkte, kanamalı ve çoğu zaman hassas ve ağrılı dişetlerine sebep olan türdür. Fırçalarken kanayan dişetleri ile başvuran hastaların çoğunda görülen bu tip dişetlerinin ana kaynağı mikrobiyal plak ve diştaşlarıdır. Bununla beraber vitamin eksikliği, hormonal durumlar da bu tip diş eti büyümesinde etkin rol oynar.

Fibrotik dişeti büyümelerinde ise diş eti açık pembe renkte ve kanamasız olabilmekle beraber genelde sürekli kullanılan ilaçlar (antiepileptik, antikoagülan, immunosupressif vb) yüzünden olur.

Bazı durumlarda etkin periodontolojik başlangıç tedavisi yapıldığı ve plak kontrolü sağlandığı halde dişetleri olması gerekenden daha şişkin yapıda kalırlar. Bu durumlarda ise klasik yöntemlerle ya da günümüzde çok sık kullanılan lazer yöntemi ile dişetleri istenilen seviyeye getirilir. (gingivektomi,gingivoplasti)

Diş Eti Çekilmeleri

Dişler köklerinin içinde bulunduğu alveolar kemik adını verdiğimiz yapı ve üzerinde bulunan dişeti ile çevrilidirler. Diş kökleri çene kemiğine kollajen yapıda ligamentler ile tutunmaktadır. Dişetinin altına ilerleyen bakterilerle dolu subgingival diştaşları bir süre sonra bu ligamentlerde yıkım oluşturmaya başlar. Adeta bir çorap söküğünü andıran bu olaylar zinciri, bakterilerin diş köklerini çevreleyen kemiği de eritmeye başlamasına sebep olur. Sonuç olarak da artık desteksiz kalan dişeti eriyen kemiğe doğru çekilmeye başlar. Böylece dişeti çekilmesi başlamış olur.

Eğer kontrol edilmezse ve agresif bir şekilde ilerlerse kısa vadede, kronik olarak ilerlerse belki biraz daha uzun vadede ama kesin olarak diş kaybı ile sonuçlanır.

Diş eti çekilmesinde kalıtım ve bazı sistemik hastalıklar(diabet gibi) etkili olmakla beraber günümüzde hala en çok karşılaştığımız neden kontrolsüz diş taşları ve kötü ağız hijyenidir.

İlerleyen teknoloji ile beraber dişeti çekilmeleri gerek kişinin kendi kanından elde edilen doku büyütme hormonlarından zengin fibrinler (PRF), gerek protein ve kemik tozları ile tedavi edilebilmektedir. Ayrıca geleneksel yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınmaktadır. Doğru teşhis her zaman başarılı tedaviyi getirir.